<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	xmlns:georss="http://www.georss.org/georss" xmlns:geo="http://www.w3.org/2003/01/geo/wgs84_pos#" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/"
	>

<channel>
	<title> &#187; Bilginler</title>
	<atom:link href="http://ambar40.wordpress.com/category/bilginler/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://ambar40.wordpress.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Tue, 25 Nov 2008 18:06:13 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.com/</generator>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<cloud domain='ambar40.wordpress.com' port='80' path='/?rsscloud=notify' registerProcedure='' protocol='http-post' />
<image>
		<url>http://www.gravatar.com/blavatar/4dbd7d6bb8b913ca168b6d7a315e8bc5?s=96&#038;d=http://s.wordpress.com/i/buttonw-com.png</url>
		<title> &#187; Bilginler</title>
		<link>http://ambar40.wordpress.com</link>
	</image>
	<atom:link rel="search" type="application/opensearchdescription+xml" href="http://ambar40.wordpress.com/osd.xml" title="" />
		<item>
		<title>Isaac Newton</title>
		<link>http://ambar40.wordpress.com/2008/08/10/isaac-newton/</link>
		<comments>http://ambar40.wordpress.com/2008/08/10/isaac-newton/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 10 Aug 2008 13:35:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Serdar</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilginler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ambar40.wordpress.com/?p=1013</guid>
		<description><![CDATA[
1642-1727
 
Newton, tarihin gerçekten dahi olan bilim adamlarından biriydi. On iki yaşında Grantham&#8217;da King&#8217;s School&#8217;a yazılan Newton bu okulu 1661&#8242;de bitirdi. Aynı yıl Cambridge Üniversitesindeki Trinity Koleje girdi. Nisan 1665&#8242;te bu okuldan lisans derecesini aldı. Lisansüstü çalışmalarına başlayacağı sırada ortalığı saran veba salgını yüzünden üniversite kapatıldı.

Salgından korunma amacıyla annesinin çiftliğine sığınan Newton burada geçirdiği iki yıl [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=ambar40.wordpress.com&blog=4260998&post=1013&subd=ambar40&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p style="text-align:center;"><a href="http://ambar40.files.wordpress.com/2008/08/hw-newton.jpg" target="_blank"><img class="alignnone size-medium wp-image-1015" src="http://ambar40.files.wordpress.com/2008/08/hw-newton.jpg?w=150&#038;h=210" alt="" width="150" height="210" /></a></p>
<p style="text-align:center;margin:0;"><span style="font-size:7pt;font-family:Verdana;">1642-1727</span></p>
<p style="text-align:justify;margin:0;"> </p>
<p style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">Newton, tarihin gerçekten dahi olan bilim adamlarından biriydi. On iki yaşında Grantham&#8217;da King&#8217;s School&#8217;a yazılan Newton bu okulu 1661&#8242;de bitirdi. Aynı yıl Cambridge Üniversitesindeki Trinity Koleje girdi. Nisan 1665&#8242;te bu okuldan lisans derecesini aldı. Lisansüstü çalışmalarına başlayacağı sırada ortalığı saran veba salgını yüzünden üniversite kapatıldı.</span></p>
<p><span id="more-1013"></span></p>
<p style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">Salgından korunma amacıyla annesinin çiftliğine sığınan Newton burada geçirdiği iki yıl boyunca en önemli buluşlarını gerçekleştirdi. 1667&#8242;de Trinity Koleje öğretim üyesi olarak döndüğünde diferansiyel ve integral hesabın temellerini atmış, beyaz ışığın renkli bileşenlerine ayrıştırılabileceğini saptamış ve cisimlerin birbirlerini, uzaklıklarının karesi ile ters orantılı olarak çektikleri sonucuna ulaşmıştı. </span></p>
<p style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;"> </span></p>
<p style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">Çekingenliği yüzünden Newton her biri bilimde devrim yaratacak nitelikteki bu buluşların çoğunu uzun yıllar sonra (örneğin diferansiyel ve integral hesabı 38 yıl sonra) yayımlamıştır. Lisansüstü çalışmasını ertesi yıl tamamlayan Newton 1669&#8242;da henüz 27 yaşındayken Cambridge Üniversite&#8217;sinde matematik profesörlüğüne getirildi. 1671&#8242;de ilk aynalı teleskopu gerçekleştirdi, ve ertesi yıl Royal Society üyeliğine seçildi. Royal Society&#8217;ye sunduğu renk olgusuna ilişkin bildirisinin eleştirilere hedef olması, özellikle Robert Hooke tarafından şiddetle eleştirilmesi üzerine Newton tümüyle içine kapanarak, bilim dünyasıyla ilişkisini kesti. 1675&#8242;de sunduğu gene optik konusundaki iki bildirisi yeni tartışmalara yol açtı. Hooke makalelerdeki bazı sonuçların kendi buluşu olduğunu, Newton&#8217;un bunlara sahip çıktığını öne sürdü. Bütün bu tartışma ve eleştiriler sonucunda 1678&#8242;de ruhsal bunalıma giren Newton ancak yakın dostu ünlü astronom matematikçi Edmond Halley&#8217;in çabalarıyla altı yıl sonra bilimsel çalışmalarına geri döndü.</span></p>
<p style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;"> </span></p>
<p style="text-align:center;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;"><a href="http://ambar40.files.wordpress.com/2008/08/newton.jpg" target="_blank"><img class="alignnone size-medium wp-image-1014" src="http://ambar40.files.wordpress.com/2008/08/newton.jpg?w=450&#038;h=281" alt="" width="450" height="281" /></a></span></p>
<p style="text-align:justify;margin:0;"> </p>
<p style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">Cambridge Üniversite&#8217;sinde katolikliği yaygınlaştırma ve egemen kılma çabalarına karşı başlatılan direniş hareketine öncülük eden Newton, kral düşürüldükten sonra 1689&#8242;da üniversitenin parlamento daki temsilciliğine seçildi. 1693&#8242;de yeniden bir ruhsal bunalıma girdi ve yakın dostlarıyla, bu arada Samuel pepys ve John locke ile arası bozuldu. İki yıl süren bir inziva döneminden sonra sağlığına yeniden kavuştuysa da bundan sonraki yaşamında bilimsel çalışmaya eskisi gibi ilgi duymadı. Daha sonra 1699&#8242;da Fransız Bilimler Akademi&#8217;sinin yabancı üyeliğine 1703&#8242;de Royal Society&#8217;nin başkanlığına seçildi. </span></p>
<p style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;"> </span></p>
<p style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">Gelmiş geçmiş bilim adamlarının en büyüklerinden biri olarak kabul edilen Newton matematik ve fizikte çok önemli buluşlar gerçekleştirdi. Matematikte (a+b)ª ifadesinin üstel seriye açınımını veren genel ikiterimli teoremini buldu. Newton&#8217;un bilime en büyük katkısı mekanik alanındadır. Merkezkaç kuvvet yasası ile Kepler yasalarını birlikte ele alarak kütleçekim yasasını ortaya koydu. Newton hareket yasaları olarak bilinen eylemsizlik ilkesi, kuvvetin kütleyle ivmenin çarpımına eşit olduğunu ifade eden yasa ve etki ile tepkinin eşitliği fiziğin en önemli yasalarındandır.</span></p>
<p style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;"> </span></p>
<p style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">Yayımladığı kitaplardan bazıları Philosophiae naturalis principia mathematica, principia, opticks sayılabilir.</span></p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/ambar40.wordpress.com/1013/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/ambar40.wordpress.com/1013/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/ambar40.wordpress.com/1013/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/ambar40.wordpress.com/1013/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/ambar40.wordpress.com/1013/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/ambar40.wordpress.com/1013/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/ambar40.wordpress.com/1013/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/ambar40.wordpress.com/1013/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/ambar40.wordpress.com/1013/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/ambar40.wordpress.com/1013/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/ambar40.wordpress.com/1013/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/ambar40.wordpress.com/1013/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=ambar40.wordpress.com&blog=4260998&post=1013&subd=ambar40&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://ambar40.wordpress.com/2008/08/10/isaac-newton/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/566cca628715fb301452263cb0499ae3?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">Serdar</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://ambar40.files.wordpress.com/2008/08/hw-newton.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://ambar40.files.wordpress.com/2008/08/newton.jpg?w=300" medium="image" />
	</item>
		<item>
		<title>Erzurumlu İbrahim Hakkı</title>
		<link>http://ambar40.wordpress.com/2008/07/20/erzurumlu-ibrahim-hakki/</link>
		<comments>http://ambar40.wordpress.com/2008/07/20/erzurumlu-ibrahim-hakki/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 20 Jul 2008 23:23:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Serdar</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilginler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ambar40.wordpress.com/?p=385</guid>
		<description><![CDATA[
1703 &#8211; 1780
1703 yılında Erzurum&#8217;un Hasankale ilçesinde doğdu. Annesi Hanife Hanım babası ise Osman Efendi&#8217;dir. Dört -beş yaşlarında okuma­ya başlayan İbrahim Hakkı varlıklı bir aileden gel­diği için yedi yaşına geldiğinde Çevresinin en ünlü  bilginlerinden özel dersler aldı. Eğitimini tamamla­mak üzere gittiği Tillo&#8217;da uzun süre öğrenim gördük­ten sonra 34 yaşarında hocası İsmail  Fakirullah’ın torunu  Firdevs Hanım&#8217;la [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=ambar40.wordpress.com&blog=4260998&post=385&subd=ambar40&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p style="text-align:center;"><a href="http://ambar40.files.wordpress.com/2008/07/erzurumluibrahimhakki22.jpg" target="_blank"><img class="size-medium wp-image-390 aligncenter" src="http://ambar40.files.wordpress.com/2008/07/erzurumluibrahimhakki22.jpg?w=252&#038;h=300" alt="" width="252" height="300" /></a></p>
<p style="text-align:center;">1703 &#8211; 1780</p>
<p style="text-align:justify;">1703 yılında Erzurum&#8217;un Hasankale ilçesinde doğdu. Annesi Hanife Hanım babası ise Osman Efendi&#8217;dir. Dört -beş yaşlarında okuma­ya başlayan İbrahim Hakkı varlıklı bir aileden gel­diği için yedi yaşına geldiğinde Çevresinin en ünlü<span>  </span>bilginlerinden özel dersler aldı. Eğitimini tamamla­mak üzere gittiği Tillo&#8217;da uzun süre öğrenim gördük­ten sonra 34 yaşarında hocası İsmail<span>  </span>Fakirullah’ın torunu<span>  </span>Firdevs Hanım&#8217;la evlendi, 1740 yılında bilim ve kültürün merkezi ve Osmanlı Devleti&#8217;nin başkenti<span>  </span>iştanbul&#8217;a geldi.<span>  </span>Buradaki kütüphanelerde bilimsel<span>  </span>çalışmalarda bulundu ve bu gün kıymetli bir ansiklopedi hüviyetinde olan 600 sayfalık “Marifetname” <span> </span>adlı eserini de<span>  </span>burada kaleme aldı.</p>
<p><span id="more-385"></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;">1780&#8242;de Tillo&#8217;da vefat eden İbrahim hakkı , vasiyeti üzerine hocası İsmail Fakirullah’ın ayak ucuna gömüldü.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:center;"><a href="http://ambar40.files.wordpress.com/2008/07/ihakkiturbe.jpg" target="_blank"><img class="size-medium wp-image-392 aligncenter" src="http://ambar40.files.wordpress.com/2008/07/ihakkiturbe.jpg?w=300&#038;h=225" alt="" width="300" height="225" /></a></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:center;"><em>Türbesi</em></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:left;"><strong>BİLİME HİZMETLERİ</strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;">Kaliteli insan yetiştirmenin kaliteli yazılar sayesinde gerçekleştirilebileceği gibi, kaliteli çalışmaların kaybolmamasının da yine bu türden yazılara bağlı olduğuna inanan İbrahim Hakkı, hayatı boyunca yaptığı bütün bilimsel çalışmalarını “Marifetname”<span> adlı eserinde, çağında hemen her kesimin rahatlıkla anlayabileceği<span> sade bir üslupla açıklayıp, kaybolma tehlikesinden korudu. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;">İbrahim Hakkı, başlı başına<span> bir ansiklopedi hüviyetinde olan marifetnamesine aritmetikle başlayıp, matematiğin diğer konularını sırayla ele almakta, sonra astronomi bilimine geçmektedir.<span> Astronomi konularını<span> işlerken Dünya’dan, Güneş’ten, Ay`dan, yapı ve şekillerinden<span> bahsetmekte ve Dünya’nın<span> küre biçiminde olduğunu ispatlamak için şu delilleri ileri sürmektedir:</span></span></span></span></span></p>
<ol style="margin-top:0;text-align:justify;" type="1">
<li class="MsoNormal">Yıldızların doğuda<span> oturanlara Batı’da oturanlardan<span> daha önce görünmesi.</span></span></li>
<li class="MsoNormal">Kuzey’e doğru gidenlere<span> kutup ve kuzey yıldızlarının daha yüksek ve güney yıldızlarının<span> daha alçak görünmesi.</span></span></li>
<li class="MsoNormal">Sahillere ve dağlara yönelince ilk önce yüksek dağların, yaklaştıkça daha az yüksek dağların görünmesi.</li>
</ol>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;">Güneş ve Ay tutulması konularında da<span> çağına göre oldukça ilginç açıklamalarda bulunan İbrahim Hakkı, bu olayı tamamıyla geometrik bir tarzda izah edip, Ay tutulmasını şu şekilde ifade etmektedir.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;">“Dünyamız<span> Güneş’le<span> Ay arasına girince Ay’ın ışığı kararır. Çünkü Ay, ışığını güneşten alır. Dünya ise yuvarlaktır ve gök, Dünya’yı her yanından çevrelemiştir. Ay, Dünya’nın<span> gölgesine girerse, güneş ışığını alamaz.” Güneş tutulmasını da “Dünya ile Güneş arasına<span> ayın girmesi” şeklinde ifade ediyor ki, bu açıklamalar, geçerliliğini günümüzde de aynen korumaktadır.</span></span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;">İbrahim Hakkı, Dünya’nın asıl bir hızla döndüğünü çağında yine herkesin anlayabileceği bir açıklıkla şu şekilde<span> ifade ediyor: “ erişkin<span> bir at bir ayağını kaldırıp indirinceye kadar dünya 3 bin fersah mesafe alır.” Buna bağlı olarak<span> meydana gelen zaman farkını da “Bir gün üç kişiye göre farklıdır. Bir yerde 3 kişiden<span> biri Doğu’dan Batı’ya, ikincisi Batı’dan Doğu’ya doğru gitse, biride durduğu yerde kalsa,<span> gün bu üç kişiye ayrı ayrı gelecektir. Batı’ya doğru giden kişi güneşin<span> yörüngesine uygun, Doğu’ya giden kişi ise bu yörüngenin ters yönünde hareket ediyor. Bu yüzden Batı’ya doğru giden<span> kişi için gün<span> batışı daha geç olur.”<span> Şeklinde izah ediyor.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;">İbrahim Hakkı, derinlemesine<span> üzerinde durduğu bir başka konu ise, klimatolojidir.<span> Dünya’yı çevreleyen hava tabakasının muhtelif katlarında cereyan eden klimatolojik değişmelerin sebebi olarak, güneş ışınının yerden yansımasını<span> ve bu yansımaya en yakın<span> olan bölgede<span> havanın daha sıcak, yükseklere çıkıldıkça<span> yansıma bölgesinden uzaklaşacağından, havanın daha soğuk olacağını savunan<span> İbrahim Hakkı, sis ve bulutun oluşma mekanizmasını da rutubet ve ısının etkisine bağlayarak, bu günkü bilgi seviyesine bir hayli yaklaşmıştır. Onun<span> klimatoloji konusunda dikkatleri çeken bir başka çalışması ise, ışık dalgaları ile ses dalgalarının yayılış sürati arasındaki farkı tespit etmesidir. Marifetname’de<span> bu konu şu şekilde yer alır: ”Gök gürültüsü ve yıldırım aynı anda olur. Fakat Gök gürültüsü işitilmeden yıldırım görünür. Çünkü<span> bu görünüş gözle olur. Ses ise, kulakla alınır ve sesin işitilebilmesi için ses dalgalarının dış kulağa ulaşması şarttır. Bu da havanın dalgalanmasıyla olur. Işık ışınları ses dalgalarından daha hızlıdır.” Işığın<span> parçalanmasından<span> meydana gelen eleğimsağma (gökkuşağı) olayını da yine bu günkü bilimsel açıklamalara tamamen uygun bir şekilde ortaya koyup, güneş ışığının yansımasından meydana geldiğini ileri dürmektedir.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;">Matematikte dört işlem, sayılar, bilinmeyen<span> sayıları bulma, kesirler ve bir sayının kökünü bulma konularındaki ilginç açıklamalarıyla da dikkatleri çeken<span> İbrahim hakkı, geometri alanında da cisimlerin boyutlarını, yüzölçümlerini, nokta,çizgi,yüzey ve tanımları, üçgenler, dörtgenler,çokgenler,açılar,merkez ve çevresi, kiriş,yay,sinüs,küp,silindir,koni ve küre hakkında da ilginç açıklamalarda bulunup, çözümler getirir.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;">Anatomi ve fizyoloji konularında da derinlemesine incelemeler yapan İbrahim hakkı, anatomiyi “ vücudun yapısını bildiren<span> bilim” diye tanımlar. Marifetname adlı eserinin anatomiye ayrılan bölümünde vücudundaki organlardan, kemiklerden,sinirlerden, kaslardan, bahseder. Kafa kemiklerinden söz ederken bunların boynu koruduğunu, tek parça değil de birçok parçadan meydana gelişinin yararlarını anlatır. 12 kaburga kemiği, bel kemiği, as ve sinirlerin görev ve<span> çalışma özellikleri hususunda verdiği bilgiler, günmüzde hala değerini korumaktadır. Özellikle kas ve sinirlerinin çalışma mekanizmasını ele alırken bütün hareketlerin sinirler yoluyla meydana geldiğini tespit etmesi ve insan vücudunda 420<span> istemli hareket türünün olduğunu ileri sürmesi oldukça ilginçtir. Yine dikkatleri çeken bir başka nokta ise, göz sinirlerini anlatırken açıkça “tractus opticus” un çaprazlaştığına işaret etmesidir.</span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><strong>ESERLERİ:</strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;">Bir kısım kaynaklardan 40,<span> diğer bir kısımda ise 15 civarında eseri bulunduğu ileri sürülen İbrahim Hakkı’nın en çok tanınan eserlerinden biri1754 ‘te<span> tamamladığı “İlahiname” adındaki divanı, diğeri ise başlı başına bir ansiklopedi hüviyetinde olan “Marifetname” adlı eseridir. Marifetname’nin el yazma nüshalarından biri İstanbul’da Fatih kütüphanesi’nde 2850 numarada kayıtlıdır.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:center;"><a href="http://ambar40.files.wordpress.com/2008/07/kitap_187_0_2007_3_15_17_31_56_145.jpg" target="_blank"><img class="size-medium wp-image-391   aligncenter" src="http://ambar40.files.wordpress.com/2008/07/kitap_187_0_2007_3_15_17_31_56_145.jpg?w=224&#038;h=300" alt="" width="224" height="300" /></a></p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/ambar40.wordpress.com/385/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/ambar40.wordpress.com/385/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/ambar40.wordpress.com/385/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/ambar40.wordpress.com/385/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/ambar40.wordpress.com/385/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/ambar40.wordpress.com/385/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/ambar40.wordpress.com/385/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/ambar40.wordpress.com/385/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/ambar40.wordpress.com/385/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/ambar40.wordpress.com/385/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/ambar40.wordpress.com/385/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/ambar40.wordpress.com/385/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=ambar40.wordpress.com&blog=4260998&post=385&subd=ambar40&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://ambar40.wordpress.com/2008/07/20/erzurumlu-ibrahim-hakki/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/566cca628715fb301452263cb0499ae3?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">Serdar</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://ambar40.files.wordpress.com/2008/07/erzurumluibrahimhakki22.jpg?w=252" medium="image" />

		<media:content url="http://ambar40.files.wordpress.com/2008/07/ihakkiturbe.jpg?w=300" medium="image" />

		<media:content url="http://ambar40.files.wordpress.com/2008/07/kitap_187_0_2007_3_15_17_31_56_145.jpg?w=224" medium="image" />
	</item>
		<item>
		<title>Marie Curie</title>
		<link>http://ambar40.wordpress.com/2008/07/19/marie-curie/</link>
		<comments>http://ambar40.wordpress.com/2008/07/19/marie-curie/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 19 Jul 2008 15:12:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Serdar</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilginler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ambar40.wordpress.com/?p=286</guid>
		<description><![CDATA[
(7 Kasım 1867 – 4 Temmuz 1934)
 
Radyoaktivite üzerine çalışmaları ve polonyum ile radyum elementlerini bulması ile ünlüdür. Babası fizik öğretmeni ve annesi bir kız okulunun yöneticisi olan Marie, babasından görüp öğrendikleriyle bilime büyük ilgi duyuyor; fakat aile bütçesine yardım etmek için çocuk bakıcılığı yapıyordu.
Polonya’da kızların bilim eğitimi görmeleri olanaksızdı. Bu yüzden Marie, bakıcılıktan kazandığı paranın [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=ambar40.wordpress.com&blog=4260998&post=286&subd=ambar40&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p style="text-align:center;"><img class="size-medium wp-image-287 aligncenter" src="http://ambar40.files.wordpress.com/2008/07/curie.jpg?w=252&#038;h=300" alt="" width="252" height="300" /></p>
<div style="text-align:center;">(7 Kasım 1867 – 4 Temmuz 1934)</div>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"> </p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;">Radyoaktivite üzerine çalışmaları ve polonyum ile radyum elementlerini bulması ile ünlüdür. Babası fizik öğretmeni ve annesi bir kız okulunun yöneticisi olan Marie, babasından görüp öğrendikleriyle bilime büyük ilgi duyuyor; fakat aile bütçesine yardım etmek için çocuk bakıcılığı yapıyordu.</p>
<p style="text-align:justify;">Polonya’da kızların bilim eğitimi görmeleri olanaksızdı. Bu yüzden Marie, bakıcılıktan kazandığı paranın bir kısmını eve veriyor, bir kısmını da Paris’te yapmayı planladığı ileri eğitimi için biriktiriyordu. Yol parası ve geçinebileceği kadar para biriktirince, kız ve erkek kardeşlerinin bulunduğu Paris’e giden Marie, Paris’de yaşamını büyük bir yoksulluk içinde sürdürüyor, ara sıra derslerde açlıktan bayıldığı da oluyordu. Sonunda, soğuktan donmadan ve açlıktan ölmeden, fakülteyi birincilikle bitirmeyi başarıyordu.</p>
<p><span id="more-286"></span></p>
<p style="text-align:justify;">
<tbody></tbody>
</p>
<p style="text-align:justify;">Marie, kısa bir süre sonra birkaç önemli buluşun sahibi ve o zamanki Sınayi Fizik ve Kimya Okulu Laboratuvar başkanı Pierre Curie ile tanışıp, ikisinin de sevmedikleri papazların karşısında değil belediyede evleniyorlardı. Curie’ler, nikah, düğün, eğlence, gelinlik ve süs eşyası için varlıklarını tüketmiyorlar, balayılarında ve sonradan fakülteye gidip gelmek için ihtiyaçları olan iki bisiklete yatırım yapıyorlardı.</p>
<p style="text-align:center;"> <img class="size-medium wp-image-295 aligncenter" src="http://ambar40.files.wordpress.com/2008/07/marie_curie3.jpg?w=245&#038;h=287" alt="" width="245" height="287" /></p>
<p style="text-align:justify;">Marie, öğrenme tutkusunu yenemiyor ve ileri bir çalışma ile bilgisini genişletebileceği bir konu arıyordu. Kocasının önerisi üzerine, o günlerin ilginç buluşu “radyoaktivite” araştırmalarına yöneliyordu. Becquerel, floresans ve fosforesansın nedenlerini ararken, kimi maddelerin sürekli ışın saldıklarını bulmuş ve bunlara “Becquerel ışınları” veya “Uranik ışınlar” denmişti. Önce Röntgen’in x ışınlarını sonra Becquerel’in sürekli ışımayı bulması, Marie’yi çok ilgilendiriyordu. </p>
<p style="text-align:justify;">
<tbody></tbody>
</p>
<p style="text-align:justify;">Marie, yeni gözlenen olguya sürekli ışıma anlamında radyoaktivite adını veriyor, Uranyum’un ışıma özelliğini inceliyor, Rutherford ve alfa, beta, gama diye üç tür ışın saptayan Becquerel ile aynı bulguları elde ediyordu. Kocasının buluşu olan “basınç elektriği” anlamındaki “piezo elektriği” ışımayı ölçmek için kullanıyordu.<br />
 <br />
Işımanın havayı iyonlaştırdığı (artı ve eksi yüklü parçacıklar oluşturduğu) için elektrik akımını geçiriyordu. Işıma ne kadar yoğun ise, elektrik akımı da o kadar artıyordu. Bu akım, galvanometre ile ölçülebiliyor ve basınç altındaki bir kristalin oluşturduğu potansiyel ile etkisizleştirilebiliyordu. Akımı dengeleyebilen basınç miktarı, ışımanın yoğunluğunun ölçüsüydü. Çeşitli uranyum bileşiğini bu biçimde incelemesi sonucunda elde ettiği bulgular, ışımaların içlerindeki uranyum ile orantılı olduğunu gösteriyordu. Böylece, ışınların kaynağı olan elementin atomlarına kadar ayırım yapabiliyordu.
</p>
<p style="text-align:center;"><img class="size-medium wp-image-297 aligncenter" src="http://ambar40.files.wordpress.com/2008/07/marie_curie1.jpg?w=212&#038;h=300" alt="" width="212" height="300" /></p>
<p style="text-align:justify;">
<tbody></tbody>
</p>
<p style="text-align:justify;">Daha sonraları Torinyum’un da ışıma özelliği olduğunu Berzelius buluyordu. Marie, çeşitli uranyum bileşiklerini (Çalkolit, Otonit, Uranitit) incelerken, kimilerinin daha çok ışıma özelliği taşıdığını “piezo elektrik” yöntemi ile buluyor, ancak bu sonucu hesaplarıyla bağdaştıramıyordu.<br />
 <br />
Ya hesaplamalar yanlıştı ya da doğal maden cevherlerinde daha çok ışıyan başka bir madde vardı. Bakır ve uranyum fosfat kristalleri olan Çalkolit’i yapay olarak elde edip ışıma özelliğini ölçünce, hesaplara uygunluğunu görüyordu. <br />
 <br />
O halde, doğal cevherlerde başka bir element vardı. Yeni elementler olasılığı, eşi Pierre’i de heyecanlandırıyor, o da kendi araştırmalarını bırakıp adeta Marie’ye yardımcılık yapıyordu. İkisi birlikte yürüttükleri uzun ve yorucu çalışmalardan sonra uranyumdan çok daha ışıyan bir element buluyor ve Marie’nin vatanını hatırlayarak “Polonyum” adını veriyorlardı. Fakat daha sonraları, bu kadar güçlü ışımanın polonyumdan gelmediğini anlıyor ve yoğun araştırmalara girişiyorlardı. Sonuçta Radyum’u elde ediyor, saldığı ışınlardan ve Demarçay’a yaptırdıkları tayf analizinden özelliklerini saptıyorlardı. Fakat Curie’ler, elle tutulup gözle görülebilecek miktarda radyum elde ederek, özelliklerini incelemek ve yeni bir element oluşu hakkındaki tartışmalara son vermek istiyorlardı. Bunun için büyük miktarda maden filizi gerekiyordu.</p>
<p style="text-align:justify;">
<tbody></tbody>
</p>
<p style="text-align:justify;">Curie’ler, istediklerini yüzyıllardan beri gümüş ve madenleri elde etmek için işletilen Bohemya yataklarında işe yaramaz curuf kabul edilen uranyum yüklü yığınlarda buluyorlardı. Madenciler, taşıma giderlerini ödemeleri koşuluyla bu “pislik yığınlarını” parasız vermeyi kabul ediyor, hatta “bu çılgın bilginlerin”, işletmeyi temizlik giderlerinden kurtarmalarına seviniyorlardı. Curie’ler, ellerinde ne varsa taşıma gideri olarak ödüyor ve “artıkları” alıyorlardı. Fizik okulunda döşemesiz ve tavanı akan eski bir tahta kulübeyi kullanmalarına izin veriliyor ve ısıtılması olanaksız olan bu viran yerde dört yıl boyunca radyum elde etmeye çalışıyorlardı.</p>
<p style="text-align:center;"><img class="size-medium wp-image-299 aligncenter" src="http://ambar40.files.wordpress.com/2008/07/marie_curie8.jpg?w=284&#038;h=300" alt="" width="284" height="300" /></p>
<p style="text-align:justify;">
<tbody></tbody>
</p>
<p style="text-align:justify;">Tonlarca artığı kilo kilo arıtmaya uğraşıyor ve ışıması çok yüksek olan artık yığını miligram miligram artıyor; fakat bu arada Marie’nin ağırlığı8-10 kilogram azalıyordu. Üstelik yeni doğan bebek İrene de sürekli bakım istiyor ve geleceğin ünlü bir araştırmacısı olacak kızlarını ihmal edemiyorlardı. Fakat Marie’nin radyumu gözle görülebilecek miktarda elde etme kararı, hiçbir engel tanımıyordu. <br />
 <br />
Curie’ler, 1902 yılında, birkaç bin kristalleştirme işleminden sonra, ancak 100 miligram radyum biriktiriyor ve sekiz ton artıktan bir gram radyuma ulaşmış oluyorlardı. Bundan sonra radyumun özelliklerini inceliyor ve Niton adını verdikleri bir gaz yaydığını ve bunun içinde helyum bulunduğunu saptıyorlardı.<br />
 <br />
Helyum bilinen bir elementti. Demek yüzyıllardır kimyacıların düşündükleri “bir maddenin diğerine dönüştürülmesi” hayal değildi. Fakat bunu yapan “eliksir” değil, atom çekirdeğindeki enerjiydi. Böylece “filozof taşı” da elde edilmiş oluyordu.<br />
 <br />
Curie’lerin Polonyum ve Radyum’u bulma yöntemleri, kimyaya yenilik getiriyordu. O güne kadar her elementin tayfta belli bir çizgisi vardı; yani elementler tayf çizgisi ile tanımlanıyorlardı. Curie’lerinki, elementleri ışımalarıyla tanıma yöntemiydi. Aslında Marie’yi yeni elementler aramaya itende başlangıçta bir varsayım olan bu kural idi.</p>
<p style="text-align:justify;">
<tbody></tbody>
</p>
<p style="text-align:justify;">Yoksulluklarına ve sağlıklarının bulunduğu tehlike ortamına rağmen Curie’ler, radyum elde etme yöntemlerini kendi adlarına yasallaştırmıyor, yalnız bilim uğruna çalıştıklarını söylüyorlardı. Marie 1903 yılında doktorasını alıyor ve aynı yıl, eşi Pierre Curie ve Becquerel ile Nobel Fizik Ödülü’nü paylaşıyordu. Fakat Curie’ler, ödül töreni için yolculuk yapamayacak kadar hastalanıyorlardı. Marie, yazılarında radyumun saldığı büyük enerjiden söz ediyor; fakat bu enerjinin kaynağı, Einstein’ın açıklamalarına kadar gizemini koruyordu.</p>
<p style="text-align:justify;">
<tbody></tbody>
</p>
<p style="text-align:justify;">Sanki o güne kadar çektikleri yetmezmiş gibi, eşi Pierre bir atlı araba tarafından ezilerek ölüyor ve yerine Marie atanıyordu. O zamanlar çok tutucu olan bilim çevreleri, Marie’yi ister istemez kabul ediyor; fakat kadın olduğu için akademi üyeliği seçimini bir oy ile kaybediyordu. Marie iki yeni element bulduğu için 1911 yılı Nobel Kimya Ödülü ile onurlandırılıyor, böylece iki kez Nobel Ödülü alan ilk kişi oluyordu. Marie’nin genel tutumu sanki çevresine ışın saçar gibiydi. Daha sonraları kızı ve damadı Joiot -Curie’ler ile çok yakın dostu Perrin de Nobel Ödülü alıyorlardı. Çok insancıl olan yakınları için her fedakarlığı yapan Marie, Birinci Dünya Savaşı&#8217;nda da ününü bir yana bırakıp hasta arabası kullanarak, insanlığa hizmetini sürdürüyordu.</p>
<p style="text-align:justify;">
<tbody></tbody>
</p>
<p style="text-align:justify;">Röntgen’in x ışınlarını bulmasıyla kamçılanan Marie’nin yoksul, fakat heyecanlı günlerle dolu bilim yaşamı, radyumu buluşuyla noktalanıyor; fakat açtığı yoldan ilerleyen Dorn ve Boltwood, başka ışıyan elementler elde ediyorlardı. Radyumun uygun koşullarda kanseri önlediği anlaşılıyor; fakat ne hazindir ki; Marie kan kanserinden yaşamını yitiriyordu.</p>
<p style="text-align:center;"><img class="size-medium wp-image-291 aligncenter" src="http://ambar40.files.wordpress.com/2008/07/marie_curie61.jpg?w=300&#038;h=156" alt="" width="300" height="156" /></p>
<p style="text-align:center;"><img class="size-medium wp-image-293 aligncenter" src="http://ambar40.files.wordpress.com/2008/07/marie_curie7.jpg?w=300&#038;h=136" alt="" width="300" height="136" /></p>
<tbody></tbody>
<p style="text-align:justify;"><strong>Marie Curie Üzerinde Oynanan Oyunlar</strong></p>
<p style="text-align:justify;">
<tbody></tbody>
</p>
<p style="text-align:justify;">Marie, 4 Kasım 1911&#8242;de Fransa&#8217;nın o dönemlerde en çok satan gazetesi Le Journal&#8217;in manşetindeydi: &#8220;Bir aşk hikâyesi: Madam Curie ve Profesör Langevin&#8221;. Bu başlığın hemen altında, Fransa&#8217;nın en seçkin fizikçilerinden Paul Langevin ile Marie Curie arasında tutkulu bir ilişkinin yaşandığından bahsediliyordu. Yazıda, Marie&#8217;nin utanmaz bir yuva yıkıcı olduğu ve Langevin&#8217;in karısı ile çocuğunu çaresiz bıraktığı anlatılıyordu.<br />
Gerçekte ise, Marie ile Langevin uzun zamandan beri çok yakın iki dosttu. Özellikle de Pierre&#8217;in ölümünden sonra Langevin ona çok destek olmuştu. Bu yakınlığı kıskanan karısı ve kayınvalidesi de, böyle bir yalanı ortaya atmışlardı. Ama, asıl dram bundan birkaç gün sonra yaşanacaktı. Marie&#8217;nin 1911&#8242;de Nobel Kimya Ödülü&#8217;nü aldığı açıklandı, ancak Komite üyelerinden gelen mektupta törenden uzak durması iste-niyordu. Doğaldır ki, Marie bu mektubu dikkate almadı ve yılmadı. Sonunda bu dedi-kodular iki dostu birbirinden ayırmaya yetti. Marie laboratuvarına geri döndü, Langevin de karısına. Ancak işin ilginç yanı, Langevin çok kısa bir süre sonra metre-siyle birlikte yaşamaya başladı.<br />
 <br />
Bunun anlamı çok açıktı; bu siyah renkli tehlikeli cevherde yepyeni ve bilinmeyen bir radyoaktivite kaynağı gizliydi. Kocasıyla birlikte yeni kaynaklara yöneldiler ve olağanüstü yorucu ve son derece tehlikeli araştırmalarına giriştiler. Toplayabildikleri kadar çok katranlı zift cevherini aylarca ayrıştırmakla uğraştılar. Haziran 1898&#8242;de, uranyumdan 400 kat daha radyoaktif bir kimyasal elementi bularak ilk başarılarına ulaştılar. Bu elemente Marie&#8217;nin anayurdundan esinlenerek &#8220;polonyum&#8221; adını verdiler. Polonyum, uranyumdan çok daha radyoaktifti; ancak, cevherdeki olağanüstü değerle-re ulaşan radyoaktiflikten tek başına sorumlu değildi. Curie&#8217;ler, araştırmalarını sürdürdüler ve Kasım 1898&#8242;de, polonyumdan da güçlü bir başka radyoaktif element keşfettiler.
</p>
<p style="text-align:center;"><img class="size-medium wp-image-301 aligncenter" src="http://ambar40.files.wordpress.com/2008/07/marie_curie9.jpg?w=180&#038;h=255" alt="" width="180" height="255" /></p>
<p style="text-align:justify;">Bu element ölçüm yapmak için çok küçüktü, ama, katranlı zift cevherinin gizemini çözebilirdi. Curie&#8217;ler, bu elemente de Latince&#8217;de &#8220;ışın&#8221; anlamına gelen &#8220;radyum&#8221; adını uygun gördüler. Şimdi sıra, bu elementin özelliklerinin kimyasal çözümlemesine gelmişti. Bunu gerçekleştirmenin tek yolu da, büyük bir katranlı zift cevheri bulmak ve bunu madeni radyum parçacıklarına indirgemekti. O zamana kadar işbirliği içinde çalışan Curie çifti, araştırma yollarını ayırmaya karar verdi. Pierre, radyoaktivite sürecinin ayrıntılarına odaklandı. Marie ise, çok daha tehlikeli olan radyumun ayrıştırılmasına yöneldi.</p>
<p style="text-align:justify;">
<tbody></tbody>
</p>
<p style="text-align:justify;">Rothschild ailesinin yardımıyla, Bohemya&#8217;daki uranyum madeninden 10 ton cevher atığına sahip oldu. Atığı çok zor koşullarda billurlaştırdı. Bu çalışma için, hiç durmadan çalıştı ve tam dört yılını harcadı. Çetin uğraşları sonucunda, bir gramın onda biri ağırlığında radyum klorit elde etti. Bu, yaydığı akkor ışıkla herkesi büyüleyen ilginç bir maddeydi. Ama Marie, bu ürkütücü ışığın karanlık yüzünü yıllar sonra görecekti.<br />
1902 yılında, Curie&#8217;lerin, araştırmaları ve ulaştıkları sonuçlar nedeniyle, Nobel Ödülü&#8217;nü Henri Becquerel&#8217;le birlikte almaları gerektiği tartışmaları başladı. Ancak, Fransız Bilim Akademisi&#8217;nden bir grup bilim adamı, yazdıkları tavsiye mektuplarında bilerek ve açıkça Marie Curie&#8217;nin adını atladılar. Neyse ki, Nobel Komitesi adayları inceledikten sonra hiç tereddüt etmeden 1903 Fizik Ödülü&#8217;nü bu üç bilim insanına verdi. Ödül, kuşkusuz Marie için çok özeldi.<br />
 <br />
Bundan sonraki yıllar içinde eşiyle birlikte çalışma fırsatı bulamadı. 19 Nisan 1906&#8242;da da, o trajik kaza gerçekleşti. Pierre Curie atlı bir arabanın altında kalmıştı.Marie, acısını kendini işine vererek dindirmeye çalıştı. Sorbonne&#8217;da eşinin kürsüsüne profesör olarak atandığında, bu okulda ders veren ilk kadın unvanını kazandı. Polonyum ve radyum üzerine yaptığı çalışmalarla da 1911&#8242;de Nobel Kimya Ödülü&#8217;nü alarak yine bir ilke imza attı.</p>
<p style="text-align:justify;">
<tbody></tbody>
</p>
<p style="text-align:justify;">Bu ikinci zafer, kamuoyunda çalkalanan söylentilerle lekelenmeye çalışıldı. Adı, bir başka saygın fizikçi Paul Langevin&#8217;le aşk dedikodusuna karıştırılmıştı. Bunun da üstesinden gelmeyi başardı. Artık tek amacı, araştırmasının diğer bilim dallarına da yardımcı olmasını sağlamaktı.</p>
<p style="text-align:justify;">
<tbody></tbody>
</p>
<p style="text-align:justify;">İlk olarak radyumun tıbbi uygulamalarda kullanılmasına öncülük etti. Kansere karşı çok etkili sonuçlar veren &#8220;radyoterapi&#8221;, uzun yıllar boyunca milyonlarca insanın hayatını kurtardı. Bu başarılı gelişme birtakım spekülasyonları da beraberinde getirmişti. Avusturya&#8217;da kaplıcalarıyla ünlü kasabalar, katranlı zift cevheri bulunan bölgelerde kampanyalar başlatarak, sularının sağlık kaynağı olduğunu ileri sürdüler. Yine bir Fransız kozmetik firması daha da ileri giderek, toryum ve radyum içeren &#8220;Tho-Radia&#8221; adlı yüz kremini piyasaya sürdü.</p>
<p style="text-align:justify;">
<tbody></tbody>
</p>
<p style="text-align:justify;">Bu kampanyaların ve iddiaların tümü, radyumun öldürücü etkisi ortaya çıkınca birdenbire durduruldu. 1930&#8242;lu yıllarda doktorlar, saat fabrikalarında çalışan işçilerin büyük bir bölümünde kanser vakalarına rastladılar.</p>
<p style="text-align:justify;">
<tbody></tbody>
</p>
<p style="text-align:justify;">ABD’deki küçük bir fabrikada, işçiler saat kadranına son şeklini vermek için radyum içeren boyalar kullanıyorlar ve bu işlemi, fırçanın ucunu dilleriyle yalayarak gerçekleştiriyorlardı. Sonuçta, işçilerin çoğu kemik kanserine yakalandı.</p>
<p style="text-align:justify;">
<tbody></tbody>
</p>
<p style="text-align:justify;">Aynı dönemlerde, Marie Curie de radyum tehlikesini fazlasıyla yaşamaya başladı. Gece gündüz demeden birlikte yaşadığı element kendisine ihanet etmiş, Mayıs 1934&#8242;te çok ciddi şekilde rahatsızlanmıştı. Testler, şiddetli bir kansızlığı, yani anemiyi işaret ediyordu. Fransız Alpleri&#8217;ndeki sanatoryuma gönderildiyse de artık çok geçti. Uzun yıllar üzerinde çalıştığı radyum nedeniyle kan kanserine yakalanmıştı ve çok geçmeden 4 Haziran 1934&#8242;te gözlerini hayata yumdu. Yıllar süren mücadelesinin izleri ellerine de yansımıştı, parmakları nasırlarla ve radyasyon yanıklarıyla doluydu. Savaşımla geçen bilimsel kariyerinde, binlerce kişinin hayatını kurtaran Curie, yine kendi adını verdiği maddenin kurbanı olmuştu.</p>
<p style="text-align:justify;"> </p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/ambar40.wordpress.com/286/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/ambar40.wordpress.com/286/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/ambar40.wordpress.com/286/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/ambar40.wordpress.com/286/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/ambar40.wordpress.com/286/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/ambar40.wordpress.com/286/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/ambar40.wordpress.com/286/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/ambar40.wordpress.com/286/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/ambar40.wordpress.com/286/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/ambar40.wordpress.com/286/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/ambar40.wordpress.com/286/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/ambar40.wordpress.com/286/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=ambar40.wordpress.com&blog=4260998&post=286&subd=ambar40&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://ambar40.wordpress.com/2008/07/19/marie-curie/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/566cca628715fb301452263cb0499ae3?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">Serdar</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://ambar40.files.wordpress.com/2008/07/curie.jpg?w=252" medium="image" />

		<media:content url="http://ambar40.files.wordpress.com/2008/07/marie_curie3.jpg?w=245" medium="image" />

		<media:content url="http://ambar40.files.wordpress.com/2008/07/marie_curie1.jpg?w=212" medium="image" />

		<media:content url="http://ambar40.files.wordpress.com/2008/07/marie_curie8.jpg?w=284" medium="image" />

		<media:content url="http://ambar40.files.wordpress.com/2008/07/marie_curie61.jpg?w=300" medium="image" />

		<media:content url="http://ambar40.files.wordpress.com/2008/07/marie_curie7.jpg?w=300" medium="image" />

		<media:content url="http://ambar40.files.wordpress.com/2008/07/marie_curie9.jpg?w=180" medium="image" />
	</item>
		<item>
		<title>Thomas Alva Edison</title>
		<link>http://ambar40.wordpress.com/2008/07/18/thomas-alva-edison/</link>
		<comments>http://ambar40.wordpress.com/2008/07/18/thomas-alva-edison/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 18 Jul 2008 20:08:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Serdar</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilginler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ambar40.wordpress.com/?p=78</guid>
		<description><![CDATA[
Dünyanın en büyük mucitlerinden biri olan Edison ABD’nin Ohio eyaletindeki Milan’da dünyaya geldi. Geniş bir düş gücü olan çok meraklı bir çocuktu. Öğretmeni onun bitmek bilmeyen sorularını aptallık belirtisi olarak gördüğünden okuyamayacağına karar vererek üç ay sonra okuldan uzaklaştırdı.

O yıllarda kimyaya büyük ilgi duyan Edison bu konuda bulabildiği her şeyi okudu ve daha on yaşındayken [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=ambar40.wordpress.com&blog=4260998&post=78&subd=ambar40&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p style="text-align:center;"><img class="alignnone size-medium wp-image-79" src="http://ambar40.files.wordpress.com/2008/07/edison.jpg" alt="" /></p>
<p style="text-align:justify;">Dünyanın en büyük mucitlerinden biri olan Edison ABD’nin Ohio eyaletindeki Milan’da dünyaya geldi. Geniş bir düş gücü olan çok meraklı bir çocuktu. Öğretmeni onun bitmek bilmeyen sorularını aptallık belirtisi olarak gördüğünden okuyamayacağına karar vererek üç ay sonra okuldan uzaklaştırdı.</p>
<p><span id="more-78"></span></p>
<p style="text-align:justify;">O yıllarda kimyaya büyük ilgi duyan Edison bu konuda bulabildiği her şeyi okudu ve daha on yaşındayken kendi eliyle sebze yetiştirip satarak kazandığı parayla evlerinin kilerinde kimya deneyleri yapmaya başladı.</p>
<p style="text-align:justify;">12 yaşındayken bir trende dergi ve meyve satıyor, bir yandan da trenin yük vagonunu yerleştirdiği küçük bir baskı makinesi ile haftalık bir gazete basıyordu. Ama bir gün içinde kimyasal madde bulunan şeylerden biri kırılıp vagonda yangın çıkınca Edison hem trendeki işinden oldu hem de ömür boyu ağır işitmesine yol açacak biçimde yaralandı.</p>
<p style="text-align:justify;">Daha sonra telgrafçılık öğrenmeye karar veren Edison 1863-1868 arasında ABD ve Kanada da birkaç telgrafhanede çalıştı. 1868 de bir atölye kurdu ama yaptığı elektrikli kayıt aygıtının patentini satamayınca bir yıl sonra parasız ve borçlu olara Boston`dan New York`a gitti. Altın borsasındaki telgraf aygıtının bozulduğu bir sırada rastlantıyla orada bulunması bir şans oldu. Edison aygıtı ustalıkla onardı ve başarısı telgraf şirketinde iş bulmasına yol açtı.</p>
<p style="text-align:justify;">Edison daha sonra kayıt yapabilen ve borsadaki fiyatların duyurulmasında kullanılan bir telgraf aygıtı geliştirdi ve patentini iyi bir fiyatla sattı. Sattığı patentlerden kazandığı parayla bir atölye kurdu ve kendi buluşlarının yapımına girişti. Edison ilk başarılı yazı makinesinin yapılmasına da katkıda bulundu. Bir telgraf teli üzerinde aynı anda 6 mesajın birbirine karışmadan gönderilmesinin yolunu buldu.</p>
<p style="text-align:justify;">Edison 1877 de sesi kaydedip tekrarlayabilen gramofonu icad etti. Bu ona büyük bir sevinç verdi. İlk başarılı gramofon denemesinde aygıtta &#8220;Mary’nin küçük bir kuzusu vardı&#8221; şiirini okuduktan sonra gramofonu ikinci kez çalıştığında aynı sözcükler cızırtılı ama oldukça net bir biçimde duyulmuştu. O zaman fonograf adı verilen bu ilk gramofonun huniye benzer bir hoparlörü vardı. Ve mumdan yapılmış silindir biçimde plaklar kullanılıyordu.</p>
<p style="text-align:justify;">Edison`un öbür buluşları arasında telefon ağızlığı ( verici) elektrik ampulü, demir nikelli akümülatör, elektrikli oy kayıt makinesi, diktafon da vardır. Günümüzde kullanılan film makinelerinin öncüsü olan kinetoskopu ticari amaçla kullanılabilecek biçimde geliştiren de Edison dur.</p>
<p style="text-align:justify;">Edison elektrik ampulü üzerinde çalışırken bir rastlantı sonucunda &#8220;Edison Etkisi&#8221; olarak bilinen olayı buldu. Ampulün filamanındaki karbon taneciklerinin zamanla buharlaşarak lambanın yüzeyinde biriktiği bu termoiyonik salım olayı sonradan radyo lambalarının temelini oluşturmuştur.</p>
<p style="text-align:justify;">Edison birinci dünya  savaşı sırasında elde edilmesi güç olan kimyasal maddelerin yerini tutacak yeni maddeler yapmanın yolunu aradı. Başarısını zekadan çok sıkı çalışmaya borçlu olduğunu söyleyen Edison yemek ve dinlenmeye zaman ayırmayı çok görür kimi zaman laboratuarındaki masalardan birinin üzerinde giyinik olarak uyurdu.</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/ambar40.wordpress.com/78/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/ambar40.wordpress.com/78/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/ambar40.wordpress.com/78/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/ambar40.wordpress.com/78/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/ambar40.wordpress.com/78/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/ambar40.wordpress.com/78/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/ambar40.wordpress.com/78/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/ambar40.wordpress.com/78/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/ambar40.wordpress.com/78/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/ambar40.wordpress.com/78/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/ambar40.wordpress.com/78/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/ambar40.wordpress.com/78/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=ambar40.wordpress.com&blog=4260998&post=78&subd=ambar40&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://ambar40.wordpress.com/2008/07/18/thomas-alva-edison/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/566cca628715fb301452263cb0499ae3?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">Serdar</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://ambar40.files.wordpress.com/2008/07/edison.jpg" medium="image" />
	</item>
		<item>
		<title>İbn-i Sina</title>
		<link>http://ambar40.wordpress.com/2008/07/18/ibn-i-sina/</link>
		<comments>http://ambar40.wordpress.com/2008/07/18/ibn-i-sina/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 18 Jul 2008 19:42:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Serdar</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilginler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ambar40.wordpress.com/?p=69</guid>
		<description><![CDATA[
Ağustos 980`de  Horasan, Belh ve Hermisan yakınındaki Afşana`da doğmuş ve  1 Haziran 1037 tarihinde  Hemedan`da vefat etmiş; filozof, hekim ve aynı zamanda çok yönlü Fars bilim adamıdır.

Tam adı Ebu Ali el-Hüseyin ibni Abdullah ibn-i Sina el-Belhi olan ve Samanoğulları sarayı kâtiplerinden Abdullah Bin Sina&#8217;nın oğlu olan İbn-i Sina (Batı&#8217;da Avicenna adıyla tanınır), babasından, ünlü bilgin [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=ambar40.wordpress.com&blog=4260998&post=69&subd=ambar40&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p style="text-align:center;"><img class="size-medium wp-image-70     aligncenter" src="http://ambar40.files.wordpress.com/2008/07/ibn-i-sina-portresi.jpg?w=200&#038;h=285" alt="" width="200" height="285" /></p>
<p style="text-align:justify;">Ağustos 980`de  Horasan, Belh ve Hermisan yakınındaki Afşana`da doğmuş ve  1 Haziran 1037 tarihinde  Hemedan`da vefat etmiş; filozof, hekim ve aynı zamanda çok yönlü Fars bilim adamıdır.</p>
<p style="text-align:justify;"><span id="more-69"></span></p>
<p style="text-align:justify;">Tam adı Ebu Ali el-Hüseyin ibni Abdullah ibn-i Sina el-Belhi olan ve Samanoğulları sarayı kâtiplerinden Abdullah Bin Sina&#8217;nın oğlu olan İbn-i Sina (Batı&#8217;da Avicenna adıyla tanınır), babasından, ünlü bilgin Natili&#8217;den ve İsmail Zahit&#8217;ten ders aldı. Geometri (özellikle Eukleides geometrisi), mantık, fıkıh, sarf, nahif, tıp, doğabilim üstüne çalışmalar yaptı. Farabi&#8217;nin el-İbane&#8217;si aracılığıyla Aristoteles felsefesini ve metafiziğini öğrenip, hastalanan Buhara prensini iyileştirince (997) saray kütüphanesinden yararlanma olanağına kavuştu. Babası ölünce, Cür-can&#8217;da Şiraz&#8217;lı Ebu Muhammed&#8217;ten destek gördü, (Tıp Kanunu&#8217;nu Cürcan&#8217;da yazdı). Çağında tanınan bütün Yunan filozoflarının Anadolu doğacılarının yapıtlarını incelemiştir.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;"><strong>Felsefe</strong></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">İbn-i Sina felsefesi, düşüncesi, varlık anlayışı bakımından örnek bir Ortaçağ filozofudur. Felsefesinde, deney ve akla dayanan duyularla edinilen akıl verilerini akıl ilkelerine göre değerlendiren, açıklayan bir anlayış görülür. Aristoteles&#8217;in görüşlerini benimsemiş, felsefeyi iki bölüme ayırmıştır: (kuramsal) hikmet, doğa felsefesi, matematik ve metafiziğe dayanan felsefeyi içerir. Bu alandaki felsefe dallarının temel konusu bilgidir. (uygulamaya ilişkin) hikmet, üçe ayrılır: Siyaset ya da medeni hikmet; iktisat ya da ev hikmeti (el-hikmet ül-menzili-ye); ahlâksal hikmet (el-hikmet ül-hulkiye). Daha çok eyleme dayanan bu üç bölümün konuları ve inceleme alanları ayrıdır.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">İbn-i Sina, dini bağımsız bir bilgi alanı olarak ele almış, dinle felsefeyi bağdaştırmaya çabalamış, din felsefesini dört temel konuda toplamıştır: Yaratılış; ahiret; peygamberlik; Allah bilgisi. Yeni eflatuncu Plotinos&#8217;un etkisinde kalan İbn-i Sina, İslâm ile yeni eflatunculuğu bağdaştırmaya çalışmıştır. Ona göre tasavvufun temeli &#8220;aşk&#8221;tır. İnsan aşk aracılığıyla sınırlı varlığından kurtularak sonsuzluğa yükselir. İnsan gerçek kaynağı olan Allah&#8217;a feyz ve sudur basamaklarını tırmanarak ulaşabilir; öz kaynağına döner. Her şeyin kaynağı, insan varlığının özünde sürekli bir eylem biçiminde varolan &#8220;aşk&#8221;tır. Tasavvuf, &#8220;aşk&#8221;ın dışa vuruluşu, belirli bir düzene göre ortaya konuşudur.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;"><strong>Metafizik</strong></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">İbn-i Sina bu alanda kendisinden önceki filozofların görüşleri ile kelam-cılarınkini uzlaştırmaya çalışmış, Aristoteles&#8217;in metafiziği ile kelamcıların ve yeni eflatuncuların düşüncelerini birleştirerek yeni bir bireşim ortaya koymuştur. İbn-i Sina&#8217;ya göre metafiziğin temel konusu, &#8220;vücudu mutlak&#8221; olan Allah ile yüce varlıklardır.|Vücut (var olan) üçe ayrılır: Olası varlık ya da ortaya çıkan ve sonra yok olan varlık; olası ve zorunlu varlık (tümeller ve yasalar evreni, kendiliğinden var olabilen ve bir dış neden sayesinde gerekli olan varlık); özü gereği gerekli olan varlık (Allah). İbn-i Sina Allah&#8217;ı &#8220;Vahdet-i Vücud&#8221; yani &#8216;varlığı zorunlu olan&#8217; olarak belirtir ve bu fikir ona hastır. Varlık&#8217;ı temel konu alan metafizik, gerekli bir bilim dalıdır.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;"><strong>Mantık</strong></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">İbn-i Sina&#8217;ya göre mantık, araç (alet) bilimidir Ruhbilimden doğar ve onun kurallarını alır. Temel konusu, düşüncenin kararlarını bulmak, bunlar arasında bağlantı kurmak ve doğru düşünmeyi insanlara göstermektir. İbn-i Sina, önce kavramları inceler ve onları ikiye ayırır; Açık belirleme (el-mantık biddelale); kapalı belirleme (el-menfhum biddelale). Mantığın en önemli bölümü tanımdır. Tanımda iki temel ilkenin (&#8220;cins&#8221;, &#8220;fark&#8221;) varlığına inanan, İbn-i Sina, kesin ve eksiksiz tanımın, yakın cins ile öz farkların birleştirilmesi sonucu yapılabileceğini öne sürmüştür.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;"><strong>Ruhbilim</strong></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">İbn-i Sina, ruhbilimin, metafizik ile fizik arasında bağlantı kuran ve bu iki bilimden de yararlanan bir bilgi alanı olduğunu savunmuş, ruhbilimi üç ana bölüme ayırmıştır: Akıl ruhbilimi; deneysel ruhbilim; tasavvuf ya da gizemci ruhbilim.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;"><strong>Akıl</strong></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Bu konudaki görüşleri Aristoteles ve Farabi&#8217;den farklı olan İbn-i Sina&#8217;ya göre, akıl 5 çeşittir; bilmeleke (ya da &#8216;olası akıl&#8217; açık-seçik ve zorunlu olanları bilebilir); he-yulâni akıl (bilmeyi ve anlamayı sağlar); kutsi akıl (aklın en yüksek aşamasıdır ve her insanda bulunmaz); muste-fat akıl (kendisinde bulunanı, kendisine verilen &#8220;makûllerin &#8221; suret&#8217;lerini algılar); bilfiil akıl (&#8220;makûl&#8221;leri yani kazanılmış verileri kavrar). İbn-i Sina, akıl konusunda, Eflatun&#8217;un idealizmi ile Aristoteles&#8217;in deneyciliğini uzlaştırmaya, birleştirici bir akıl görüşü ortaya koymaya çalışmıştır.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;"><strong>Bilgi</strong></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Ana kaynağı sezgi olan bilgi, genel kesin ilkelere dayanmalıdır. Sezgi aracılığıyla algılanan veriler, sonuçlama yoluyla (&#8220;el-istintac&#8221;) bilgiye dönüşür. İbn-i Sina&#8217;nın bilgiye ilişkin görüşleri idealisttir ama bilginin doğuşunda deneyin oynadığı rolü de gözden uzak tutmamıştır.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;"><strong>Bilimlerin sınıflandırılması</strong></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">İbn-i Sina&#8217;ya göre bilimler madde ve biçim ilişkisi bakımından üçe ayrılır: El-ilm ül-esfel (Doğa bilimleri ya da aşağı bilimler), maddesinden ayrılmamış biçimlerin bilimidir; mabad-üt-tabia (metafizik), el-ilm&#8217;üll-âli (mantık ya da yüksek bilimler) maddesinden ayrılan biçimlerin bilimleridir; el-ilm ül-evsat (matematik ya da orta bilimler) ancak insanın zihninde maddesinden ayrılabilen, bazen maddesiyle birlikte, bazen ayrı olan biçimlerin bilimidir.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Kendisinden sonraki Doğu ve Batı filozoflarının çoğunu etkileyen İbn-i Sina, müzikle de ilgilenmiştir. 250&#8242;yi aşkın yapıtının başlıcası olan Şifa ve Kanun, felsefenin temel yapıtı sayılarak, uzun yıllar boyunca pek çok üniversitede okutulmuştur.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;"><strong>Başlıca yapıtları</strong></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;"><em>- <span> </span>el-Kanun fi&#8217;t-Tıb, (ö.s), 1593, &#8220;Tıpta Kanun&#8221;(Tıp ile ilgili zamanının bilgilerini ihtiva eder. Orta çağda dört yüz yıl Batı&#8217;da ders kitabı olarak okutulmuştur. Latinceye on çevirisi yapılmıştır.) </em></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;"><em>-  Kitabü&#8217;l-Necat, (ö.s), 1593, (&#8220;Kurtuluş Kitabı&#8221;Metafizik konularda yazılmış özet bir eserdir. ) </em></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;"><em>-<span>  </span><span> </span>Risale fi-İlmü&#8217;l-Ahlak, (ö.s), 1880, (&#8220;Ahlak Konusunda Kitapçık&#8221;) </em></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;"><em>-  İşarat ve&#8217;l-Tembihat, (ö.s), 1892, (&#8220;Belirtiler ve Uyarılar&#8221;(Felsefe ve onun kolu metafizik konularda yazılmış çok önemli bir eserdir.) </em></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;"><em>-  Kitabü&#8217;ş-Şifa, (ö.s), 1927, (&#8220;Mantık, Matematik, Fizik ve İlahiyat yani Metafizik konularında yazılmış on bir ciltlik hacimli bir eserdir. Bir çok kereler Latinceye çevrilmiş ve ders kitabı olarak okutulmuştur.&#8221;).Mantık bölümü, Mantık , Musiki ve Hitabet kitaplarından meydana gelir.Matematik bölümünde Aritmetik ve Geometri ve Astronomi kitapları yer alır. Tabiat veya Fizik bölümünde ise, Fizik, Kimya, Mineroloji bulunur.</em></span></p>
<p style="text-align:justify;">
<p style="text-align:justify;"><em> </em></p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/ambar40.wordpress.com/69/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/ambar40.wordpress.com/69/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/ambar40.wordpress.com/69/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/ambar40.wordpress.com/69/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/ambar40.wordpress.com/69/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/ambar40.wordpress.com/69/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/ambar40.wordpress.com/69/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/ambar40.wordpress.com/69/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/ambar40.wordpress.com/69/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/ambar40.wordpress.com/69/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/ambar40.wordpress.com/69/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/ambar40.wordpress.com/69/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=ambar40.wordpress.com&blog=4260998&post=69&subd=ambar40&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://ambar40.wordpress.com/2008/07/18/ibn-i-sina/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/566cca628715fb301452263cb0499ae3?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">Serdar</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://ambar40.files.wordpress.com/2008/07/ibn-i-sina-portresi.jpg?w=200" medium="image" />
	</item>
	</channel>
</rss>